.jpg)
Hep düşünmüşümdür şu leylekler giderken arkalarında hiçbirşey bırakmazlar mı? Kalan yok mudur, arkalarından bakıp gözyaşı döken ve uçamayan? Her seferinde leylek olmadığıma şükreder ve çaktırmadan sevdiceğime bir öpücük kondururum bilmez o benim bunları düşündüğümü ve uyur yanıbaşımda...
Leylekleri bilmiyorum ama kendi kafamda birilerinden ayrılıp mekan değişikliğine gitmenin hep giden kişi için kolay ancak kalanlar için zor olduğunu düşünmüşümdür. Nereden aklıma geldi bu gitme gelme konuları derseniz; bana göre statükonun en çok değiştiği mevsim geldi. Ilkbahar riskli bir mevsim açıkçası. Doğa'nın kıpırdanışları gibi bizim içimizde kıpırdanıyor.
Yine tersten başlamak istiyorum bu konuyu da açıklamak için... (Çok açıklama yapıyorum çok zıplıyorum konudan konuya biliyorum ama ne yapayim hafif düşünme bozukluğu, belli miktarda sosyolojik makale yazmak dolayısıyla kavram analizi, açıklaması, mükemmeliyete yakınlık sağlama takıntısı ve odaklanma sıkıntım var affedin:) )
Parantezimizi kapattıktan sonra gelelim ilkbaharın riskli olma hikayesine; ama ilkbaharın riskini açıklamak için önce yazdan başlayalim...
Yaz mevsimi benim için yaşım daha ufakken hep çılgın bir yenilik getirecekmiş gibi gelirdi. Sanki bütün kızlar yanyana dizilecek ve hadi yeni birilerini secelim beraber olalım, kendimizi onlara verelim bizi kullansınlar gibi olacakmıs veya turist bayanlar gelecek ve sen esmer yagız bir delikanlısın hadi gel benim yamacıma da şöyle bir yeni dil ögrenmene yardım edeyim diyecekmis gibi düşünürdüm.
Benim açımdan durum böyleyken sanırım yazın başka yenilikler getireceğine inanan, halihazırda ilişkileri olan bazı insanlarda, bu muhtemel yeniliklere uyum sağlamak için sallantıda gibi görünen, ancak toparlanma ihtimali hala olan ilişkilerinin bahar yağmurlarına yenik düşmesine ve küp şeker gibi erimesine ve ilkbahar bitmeden yaz temizliği yapar gibi ortadan kaldırılmasına ses çıkarmamışlardır. Al sana ilkbaharın riski daha ne olsun.
İlişki sahibi her insan (sevdiceğim ve ben haric :)) ) kendini ilkbaharda yeniden sorgulamalıdır kanımca. Çiçekler boşuna mı açıyor sayın okuyucu? Al bir buket çiçek mutlu et sevdiğini. Cinsiyet ayrımı yapmıyorum dikkatinizi çekerim. Çiçek almak istemiyor musun, bir surpriz yap, minik bir hediye al birsey yap yeter ki monotonluğu kır...
Aksi takdirde ne olacaktır? İlişki sürüklenecek ve eninde sonunda bitecektir. Tabii ki bir öküzle beraber olmaya razıysanız yapacak birşey yok... Öküzle mutlu olan ahırda yaşamaya razı olan şartlara da razı olacaktır...
Ancak tabii ki mevsimsel bir olgu değildir ilişkinin bitmesi. Havanın soğumasından çok iki kişinin arasındaki hava soğumamalı. Elektrik akımı düşmemeli ama aynı zamanda elimizi de prize sokmamalıyız tabii ki. Yani karşıdaki kişi minik sürprizler yapıyor ve çiçekler böceklerden konusup aynı zamanda yüzünüze bir minik gülücük kondurabiliyorsa, bizahmet bu ufak yok o yetmez şu komik degil sen en iyisi sunu yap diyip "kendinizi intihar etmeyiniz" .
Ha ben bunların hepsini yaparım ve ilişkinin bitmesine de razıyım derseniz benim yazım acımdan faydalı olur cunku ilişkinin bitmesi demek birilerinin gitmesi demektir öyle değil mi? Yani bir noktada basladıgımız konuya baglamamız lazım zaten dagılmıs konuyu :)
E bu noktada benim yazım bütünlüğünde düşünürsek ilk olgumuz giden kisinin baska sehire veya mekana gittigi icin kolay bir durumla karsılasır demiştik, şimdi gelelim acıklamasına.
Bir kere giden kişi baska sehirde sevdigiyle ortak gittigi yerleri gormez ve hatıralar beynine hucum etmez, dolayısıyla üzüntüyü daha az yasar. Ayrıca ex'ini görme ihtimali ortadan kalkar ve ortak arkadas sayısının azlığından mutevellit ayrılm konusu üzerine tuz basilmasi ve aci cekme sonucuda minimal duzeye inecektir.
Aynı sehirde nefes almak bile yeter diyen arkadaslara ise söylenecek söz yoktur ve birakın gönüllerindeki mangal yansın, delidir onlar deli...
İlişkileri ilkbaharı geçirenlere selam olsun bu yazı...
Leylek gibi ucanlar gökyüzünde yalnız kalir birgün....
Ben hep kalanlarla beraberim...
AE